Beşiktaş’ın olduğu her yerde Beşiktaş taraftarı vardır. Bu
taraftar ilk bakışta Beşiktaş’ı yalnız bırakmamak için orada olsa da bireysel
olarak baktığımızda kendi muhtaçlığı için oradadır. Çünkü farkında olsa da
olmasa da kendisi Beşiktaş’a muhtaçtır. O içinde Beşiktaş kelimesinin geçtiği
her yerde yaşanılan duygular hayatta çok az kere yaşanır, çok az şey kişiye o
hazzı verir, geçmişe baktığında içini o denli ısıtır. Biz de farkında olmadan
geçen yazdan kafada kurmaya başlamıştık, işin özeti yoksunluk sendromu yaşamak
istemiyorduk. Nitekim basketbol kuralarının ardından sınav takvimi, uygun uçak
biletleri derken 2 arkadaş uçak biletlerini almış bulunduk. Rotamız ise
Beşiktaş’ımızın peşinden Atina’ydı.
Biletlerimizi aldıktan sonra ilk olarak tribünden
arkadaşlarla irtibata geçtik. Hiç de az kişi olmadığımızı görünce sevindik. Gideceğimiz
uçakta yalnızız sansak da 3’ü İsviçre’den aktarmalı gelen bizle beraber 9 kişi hava
alanında buluştuk. Biraz beste söyleyip resim çekildikten sonra atladık uçağa
gittik Atina’ya.
Atina’ya gitmeden hostelimizi ayarlamıştık. Gitmeden birkaç gün önce geçen sene olympiakos deplasmanına giden sadece Beşiktaş tribününde tanıdığım değil hayatımda tanıdığım en değişik adamlardan biri olan bir abimizin geçen sene kaldığı hostelle ilgili facebook’a yazdığı ‘’ biz kalıyoruz dışarıdan silah sesleri geliyo, sonra susuyo ambulans sesleri geliyo birbirimize bakıyoruz nereye düştük diyoz, tam bizlik hosteldi’’ tarzı yorumlarını okumuştum. Atina’ya indikten sonra 9 kişi minibüs tarzı bir şeyle hostele geldik. Hostele yaklaştıkça artan Afgan, Hintli potansiyali bizi feci şekilde tırstırdı. Bir de çantaların bırakıp çıktıktan sonra yanlış yollara sapıp bunların arasına dalınca kendimizi Taksim’e yakın diye Tarlabaşı’nda hostel tutmuşuz gibi hissettik. Nitekim Atina’da yaşayan İskeçe’li Beşiktaşlı kardeşlerimize sorduğumuzda onlar da direk bizim gelince Tarlabaşı’nda kaldığımızı düşünün dediler..
İlk günün akşamı şampiyonlar ligi maçı olan olympiakos-anderlecht maçına gittik. Güzel bir gate7 atkısı aldık. Oly tribünleri maç performansı olarak bizden çok geride diyebilirim. Ama yurtdışı tribünlerinde gördüğümüz grafiti, sticker gibi hadiselerde de bizden çok ilerideler. Statları da kutu gibi tam bizlik bir stattı. Ama deplasmana gelen anderlecht’lilerin yerinde olmayı daha çok istedik veya alışkanlık icabı burada deplasmanda olsak nasıl burayı inleteceğimizi konuştuk. Ama tribünlerle ilgili en garipsediğimiz ve eleştirdiğimiz şey maçı oturarak izleyip her pozisyonda ayağa kalkma hadisesi oldu. Bütün tribün zırt pırt ayağa kalkıyor ve bu maçı ayakta izlemekten daha çok yoruyor. Biz tabi ki bir süre oturmama grevi yapsak da bunu çok sürdüremedik. Tabi şunu da eklemek lazım maça girdiğimizde maç 1-0 oly lehineydi, akabinde maç 1-1 oldu ve oly arka arkaya 2 penaltı kazanıp 2’sini de kaçırdı. Elimizi attığımız takım kuruyor dedik, metro çok kalabalıklaşmadan gidelim deyip maçtan 5 dakika erken çıktık, biz çıkınca maç 2-1’den 3-1 oldu :)
İkinci gün maç için sözleştik ve şehri gezdik. Şunu çok rahat söylemek gerekir ki İstanbul Atina’yı birçok yönden katlar. Yine de Atina şahsına münhasır bir şehir. Gitme şansı bulduğum diğer Avrupa ülkelerine göre oldukça ucuz. Ülkedeki ekonomik krizin yansımalarını her yerde karşımıza çıkan işportacılardan, her sokakta olan boş dükkanlardan ve boşaltılmış büfe benzeri yerlerin yerini alan her şey 1euro’culardan anlayabiliyoruz ki konuştuğumuz insanlar da bunlara yakın şeyler söylediler.
Maç saati yaklaştığında şehrin merkezi sayılabilecek yeri olan Monastraki’de bizimkilerle buluştuk. Yaklaşık 16-17 kişi yola koyulduk. Klavuzluğumuzu İskeçeli olup Atina’da okuyan Beşiktaşlı kardeşlerimiz yaptı. 16-17’lik ekibin içinde 2-3 gün önce gaza gelip uçak biletini alıp İngiltere’den gelen arkadaşımız, Türkiye’de yaşadığı yıllarda deplamanları kovalayan 100.yılda 34’te 33 yapan belki de ekipte en çok kanımızın ısındığı Polonya’dan arkadaşıyla gelen bir abimiz, İstanbul’dan bizle gelen 3 İsviçre Kartalı, 3 İskeçeli dostumuz vardı. Şehrin bir ucunda olan salon için tramvayı seçsek de zamanın daralmasıyla tramvaydan inip taksiye bindik ve salona ulaştık. Salonda yaklaşık 40-45 Beşiktaşlı olmuştuk. Aşırı etkileyici bir performans sergileyemesek de sürekli geride olduğumuz ve kaybettiğimiz bir maç için fena da değildik.
Devre arasında ilk önce yanımıza 2 Paoklu geldi. Maçtan önce bizim tayfadan bir arkadaşımız kendileriyle konuşmuş ama Yunanistan’a inince aramamış. Onlar da maça gelmişler. Bir tanesi oldukça makaraydı, her ne kadar anlık patlayışlarına eşlik edemesek de kendisini sevdik. Devre arasında yanımıza bir de 3-4 tane Panianoslu geldi. Kim olduğunu bilmesek de maçtan önce bizden birileri kendilerine mesaj atmış. Onlar da sallama ve otla yakalanmışlar ve gözaltında oldukları için bizi karşılamaya gelememişler. Bunun için bizden özür dilediler. Kafasının bulutların üzerinde uçuştuğu bir eleman oldukça eski bir Beşiktaş atkısıyla gelip Türkiye’de Beşiktaş burada Panianos diyip içindeki tshirtü değiştirmek istedi. Birisi Beşiktaş atkısıyla değişti. Maçın başında Panianosluların çok sesi çıkmasa da sonraları güzel yükseldiler, polise küfür ettiler. Polislere küfür edince bizim tribünde bizle maçı izleyen Paoklular da eşlik etti.
Maçın ardından Paoklular bizi mekanına davet ettiler. Tabi ki bu teklifi reddetmek bize yakışmazdı. 3 kişi elemanların arabasıyla olmak üzere 6-7 kişi misafir olduk. Lokalleri tek kelimeyle şahaneydi. Bize bira ikram ettiler, tshirtlerinden hediye ettiler, bol bol resim çekildik. İskoçyalı Kartallar atkımızın sonuncularından birisini hediye ettik, stickerla dolu olan kapılarına stickerımızı yapıştıdık. Ardından Paoklularla anarşist mahallesi diye duyduğumuz Exarchia’ya gittik. O resimlerini gördüğümüz parkımsı yerden geçerken içimin tuhaf olduğunu söylesem yalan olmaz. Garip bir müzik çalıyordu ve millet içiyordu, ağaçlarda pankartlar asılıydı. Garipsediğim şey etrafta ışığın olmamasıydı. Daha sonra buraya yakın bir barda oturduk, bira içtik. Paoklular çalan şarkıların sözlerini Beşiktaş diye değiştirip söylediler. Gerçekten güzel adamlardı. Mekandan çıktın bir telefon kulübesine çarşı ve gate 4 yazdık. Aynı kulübeye okulumun müzik kulübünün stickerını yapıştırdım, olur da bir Türk görürse kafası karışsın diye. İnşallah karışır.
Ertesi gün şehri gezdik, bol bol atkı aldık, öyle ki yol arkadaşım Arda’yla toplamda 20’ye yakın atkı almıştık ve birçoğu da gerçekten çok güzeldi. Şehri gezerken Arda sayesinde Syntigma Meydanı’nda çok farklı birisiyle tanışma şansım oldu ve çok güzel 6-7 saat geçirdim, kişisel güvenliğim söz konusu olduğundan ayrıntıya girmeyeceğim :).
Şehirde Olympiakos, Panatinaikos, AEK, Panianos takımları var. Oly ve Pana fener-gs gibi diye biliriz. AEK’yı biraz daha Beşiktaş’a benzettik. Çok garip yerlerde takımlarını sorduğumuz insanlar genelde AEK’lı çıktı. Panianos da Kasımpaşa gibi bir şeydi diyebiliriz, tabi ki siyasi olarak değil :)
Genel olarak baktığım zaman hayatımda bana en çok bir şeyler katan gezilerden birisi olduğunu söyleyebilirim. Bunun nedeni tabi ki gördüğüm binalardan, tarihi şeylerden ziyade birbirinden değişik insanlar ve yaşadığımız anlardı. Arda’yla her gece hostele döndüğümüzde 1-2 saat günün kritiğini yaparken konuyu hem aynı şekilde noktaladık ‘’bu tribünde 1 tane normal adam yok amk’’ öyle ki bu dünyada yaşıyorsak ve bir şeyler hakkında fikrimiz varsa normal olmamız zaten söz konusu olamaz. Ve Beşiktaş sayesinde bu tarz normal olmayan insanlarla karşılaşmak bizi çok mutlu etti. Duruma baktığımız zaman ‘’bir maç için’’ kilometrelerce yol yapan herkeste zaten bir takım hadiseler mevcuttur. Ama ben özellikle yurtdışında yaşayan Beşiktaşlılarla aramda bir bağ hissettim. Küçükken İstanbul’a 90 km uzaklıkta bir şehirde yaşarken o stat ne kadar uzak ne kadar benim dışımda gelirdi. Büyüdük o stattan kombine aldık ne mutlu ki bana o an’ları defalarca kez yaşadım. Tabi ki durumlar, hissettiklerim değişti ama İngiltere’den, Polonya’dan, İsviçre’den çıkıp sadece Beşiktaş için orada olan insanlara çok büyük bir saygı duyuyorum, onlar çok güzel insanlar.. Konunun burasını çok fazla uzatmaya gerek yok iyi ki varlar ve yine Beşiktaş sayesinde tanıştığım bir abimizin dediği gibi Beşiktaş’ı biraz da onun bize tanıştırdığı, onun bize aynı duyguları yaşattığı insanlar için seviyoruz.
Sonuç olarak gittik, gezdik, Beşiktaş’ımızı izledik, şahane insanlarla tanıştık, çok güzel zaman geçirdik, stickerlarımızı yapıştırdık, en önemlisi de
BÜTÜN YOLLARA BEŞİKTAŞ YAZDIK
Atina’ya gitmeden hostelimizi ayarlamıştık. Gitmeden birkaç gün önce geçen sene olympiakos deplasmanına giden sadece Beşiktaş tribününde tanıdığım değil hayatımda tanıdığım en değişik adamlardan biri olan bir abimizin geçen sene kaldığı hostelle ilgili facebook’a yazdığı ‘’ biz kalıyoruz dışarıdan silah sesleri geliyo, sonra susuyo ambulans sesleri geliyo birbirimize bakıyoruz nereye düştük diyoz, tam bizlik hosteldi’’ tarzı yorumlarını okumuştum. Atina’ya indikten sonra 9 kişi minibüs tarzı bir şeyle hostele geldik. Hostele yaklaştıkça artan Afgan, Hintli potansiyali bizi feci şekilde tırstırdı. Bir de çantaların bırakıp çıktıktan sonra yanlış yollara sapıp bunların arasına dalınca kendimizi Taksim’e yakın diye Tarlabaşı’nda hostel tutmuşuz gibi hissettik. Nitekim Atina’da yaşayan İskeçe’li Beşiktaşlı kardeşlerimize sorduğumuzda onlar da direk bizim gelince Tarlabaşı’nda kaldığımızı düşünün dediler..
İlk günün akşamı şampiyonlar ligi maçı olan olympiakos-anderlecht maçına gittik. Güzel bir gate7 atkısı aldık. Oly tribünleri maç performansı olarak bizden çok geride diyebilirim. Ama yurtdışı tribünlerinde gördüğümüz grafiti, sticker gibi hadiselerde de bizden çok ilerideler. Statları da kutu gibi tam bizlik bir stattı. Ama deplasmana gelen anderlecht’lilerin yerinde olmayı daha çok istedik veya alışkanlık icabı burada deplasmanda olsak nasıl burayı inleteceğimizi konuştuk. Ama tribünlerle ilgili en garipsediğimiz ve eleştirdiğimiz şey maçı oturarak izleyip her pozisyonda ayağa kalkma hadisesi oldu. Bütün tribün zırt pırt ayağa kalkıyor ve bu maçı ayakta izlemekten daha çok yoruyor. Biz tabi ki bir süre oturmama grevi yapsak da bunu çok sürdüremedik. Tabi şunu da eklemek lazım maça girdiğimizde maç 1-0 oly lehineydi, akabinde maç 1-1 oldu ve oly arka arkaya 2 penaltı kazanıp 2’sini de kaçırdı. Elimizi attığımız takım kuruyor dedik, metro çok kalabalıklaşmadan gidelim deyip maçtan 5 dakika erken çıktık, biz çıkınca maç 2-1’den 3-1 oldu :)
İkinci gün maç için sözleştik ve şehri gezdik. Şunu çok rahat söylemek gerekir ki İstanbul Atina’yı birçok yönden katlar. Yine de Atina şahsına münhasır bir şehir. Gitme şansı bulduğum diğer Avrupa ülkelerine göre oldukça ucuz. Ülkedeki ekonomik krizin yansımalarını her yerde karşımıza çıkan işportacılardan, her sokakta olan boş dükkanlardan ve boşaltılmış büfe benzeri yerlerin yerini alan her şey 1euro’culardan anlayabiliyoruz ki konuştuğumuz insanlar da bunlara yakın şeyler söylediler.
Maç saati yaklaştığında şehrin merkezi sayılabilecek yeri olan Monastraki’de bizimkilerle buluştuk. Yaklaşık 16-17 kişi yola koyulduk. Klavuzluğumuzu İskeçeli olup Atina’da okuyan Beşiktaşlı kardeşlerimiz yaptı. 16-17’lik ekibin içinde 2-3 gün önce gaza gelip uçak biletini alıp İngiltere’den gelen arkadaşımız, Türkiye’de yaşadığı yıllarda deplamanları kovalayan 100.yılda 34’te 33 yapan belki de ekipte en çok kanımızın ısındığı Polonya’dan arkadaşıyla gelen bir abimiz, İstanbul’dan bizle gelen 3 İsviçre Kartalı, 3 İskeçeli dostumuz vardı. Şehrin bir ucunda olan salon için tramvayı seçsek de zamanın daralmasıyla tramvaydan inip taksiye bindik ve salona ulaştık. Salonda yaklaşık 40-45 Beşiktaşlı olmuştuk. Aşırı etkileyici bir performans sergileyemesek de sürekli geride olduğumuz ve kaybettiğimiz bir maç için fena da değildik.
Devre arasında ilk önce yanımıza 2 Paoklu geldi. Maçtan önce bizim tayfadan bir arkadaşımız kendileriyle konuşmuş ama Yunanistan’a inince aramamış. Onlar da maça gelmişler. Bir tanesi oldukça makaraydı, her ne kadar anlık patlayışlarına eşlik edemesek de kendisini sevdik. Devre arasında yanımıza bir de 3-4 tane Panianoslu geldi. Kim olduğunu bilmesek de maçtan önce bizden birileri kendilerine mesaj atmış. Onlar da sallama ve otla yakalanmışlar ve gözaltında oldukları için bizi karşılamaya gelememişler. Bunun için bizden özür dilediler. Kafasının bulutların üzerinde uçuştuğu bir eleman oldukça eski bir Beşiktaş atkısıyla gelip Türkiye’de Beşiktaş burada Panianos diyip içindeki tshirtü değiştirmek istedi. Birisi Beşiktaş atkısıyla değişti. Maçın başında Panianosluların çok sesi çıkmasa da sonraları güzel yükseldiler, polise küfür ettiler. Polislere küfür edince bizim tribünde bizle maçı izleyen Paoklular da eşlik etti.
Maçın ardından Paoklular bizi mekanına davet ettiler. Tabi ki bu teklifi reddetmek bize yakışmazdı. 3 kişi elemanların arabasıyla olmak üzere 6-7 kişi misafir olduk. Lokalleri tek kelimeyle şahaneydi. Bize bira ikram ettiler, tshirtlerinden hediye ettiler, bol bol resim çekildik. İskoçyalı Kartallar atkımızın sonuncularından birisini hediye ettik, stickerla dolu olan kapılarına stickerımızı yapıştıdık. Ardından Paoklularla anarşist mahallesi diye duyduğumuz Exarchia’ya gittik. O resimlerini gördüğümüz parkımsı yerden geçerken içimin tuhaf olduğunu söylesem yalan olmaz. Garip bir müzik çalıyordu ve millet içiyordu, ağaçlarda pankartlar asılıydı. Garipsediğim şey etrafta ışığın olmamasıydı. Daha sonra buraya yakın bir barda oturduk, bira içtik. Paoklular çalan şarkıların sözlerini Beşiktaş diye değiştirip söylediler. Gerçekten güzel adamlardı. Mekandan çıktın bir telefon kulübesine çarşı ve gate 4 yazdık. Aynı kulübeye okulumun müzik kulübünün stickerını yapıştırdım, olur da bir Türk görürse kafası karışsın diye. İnşallah karışır.
Ertesi gün şehri gezdik, bol bol atkı aldık, öyle ki yol arkadaşım Arda’yla toplamda 20’ye yakın atkı almıştık ve birçoğu da gerçekten çok güzeldi. Şehri gezerken Arda sayesinde Syntigma Meydanı’nda çok farklı birisiyle tanışma şansım oldu ve çok güzel 6-7 saat geçirdim, kişisel güvenliğim söz konusu olduğundan ayrıntıya girmeyeceğim :).
Şehirde Olympiakos, Panatinaikos, AEK, Panianos takımları var. Oly ve Pana fener-gs gibi diye biliriz. AEK’yı biraz daha Beşiktaş’a benzettik. Çok garip yerlerde takımlarını sorduğumuz insanlar genelde AEK’lı çıktı. Panianos da Kasımpaşa gibi bir şeydi diyebiliriz, tabi ki siyasi olarak değil :)
Genel olarak baktığım zaman hayatımda bana en çok bir şeyler katan gezilerden birisi olduğunu söyleyebilirim. Bunun nedeni tabi ki gördüğüm binalardan, tarihi şeylerden ziyade birbirinden değişik insanlar ve yaşadığımız anlardı. Arda’yla her gece hostele döndüğümüzde 1-2 saat günün kritiğini yaparken konuyu hem aynı şekilde noktaladık ‘’bu tribünde 1 tane normal adam yok amk’’ öyle ki bu dünyada yaşıyorsak ve bir şeyler hakkında fikrimiz varsa normal olmamız zaten söz konusu olamaz. Ve Beşiktaş sayesinde bu tarz normal olmayan insanlarla karşılaşmak bizi çok mutlu etti. Duruma baktığımız zaman ‘’bir maç için’’ kilometrelerce yol yapan herkeste zaten bir takım hadiseler mevcuttur. Ama ben özellikle yurtdışında yaşayan Beşiktaşlılarla aramda bir bağ hissettim. Küçükken İstanbul’a 90 km uzaklıkta bir şehirde yaşarken o stat ne kadar uzak ne kadar benim dışımda gelirdi. Büyüdük o stattan kombine aldık ne mutlu ki bana o an’ları defalarca kez yaşadım. Tabi ki durumlar, hissettiklerim değişti ama İngiltere’den, Polonya’dan, İsviçre’den çıkıp sadece Beşiktaş için orada olan insanlara çok büyük bir saygı duyuyorum, onlar çok güzel insanlar.. Konunun burasını çok fazla uzatmaya gerek yok iyi ki varlar ve yine Beşiktaş sayesinde tanıştığım bir abimizin dediği gibi Beşiktaş’ı biraz da onun bize tanıştırdığı, onun bize aynı duyguları yaşattığı insanlar için seviyoruz.
Sonuç olarak gittik, gezdik, Beşiktaş’ımızı izledik, şahane insanlarla tanıştık, çok güzel zaman geçirdik, stickerlarımızı yapıştırdık, en önemlisi de
BÜTÜN YOLLARA BEŞİKTAŞ YAZDIK
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder